Özet
Amaç
Kardiyak amiloidoz (KA), çeşitli non-amiloid enflamatuvar ve fibrotik kardiyak hastalıkların benzer klinik özelliklerle taklit edebildiği infiltratif bir kardiyomiyopatidir. Bu çalışmada, bu durumlar arasında ayırıcı tanıyı kolaylaştırabilecek görüntüleme bulgularını belirlemek amacıyla kardiyak manyetik rezonans görüntüleme (KMR) paternlerinin karşılaştırılması amaçlandı.
Yöntem
Bu tek merkezli, retrospektif, pilot karşılaştırmalı çalışmaya Aralık 2021-Kasım 2025 tarihleri arasında KMR yapılan 27 hasta dahil edildi. On dört hastada KA tanısı doğrulanmıştı; 13 hastada ise kardiyak sarkoidoz, bağ dokusu hastalığı ilişkili kardiyak tutulum, enflamatuvar miyokardit, sistemik skleroz ve endokardiyal fibroelastozisi içeren non-amiloid enflamatuvar/fibrotik kardiyak tutulum mevcuttu. Tüm KMR incelemeleri 1,5-T cihazda standart protokol ile gerçekleştirildi. Sol ventrikül duvar kalınlığı, atriyal boyutlar, perikardiyal/plevral efüzyon varlığı, geç gadolinyum tutulumu (LGE) paternleri ve T2 ağırlıklı görüntülerde miyokardiyal ödem değerlendirildi. Gruplar uygun parametrik veya non-parametrik testlerle karşılaştırıldı.
Bulgular
KA grubundaki hastalar non-amiloid gruba göre daha yaşlıydı (51,7±13,8 vs. 36,6±13,4 yıl; p=0,008). Biatriyal dilatasyon KA grubunda daha sıktı (%71,4 vs. %15,4; p=0,006). Buna karşılık perikardiyal ve plevral efüzyon non-amiloid grupta daha sık izlendi (%61,5 vs. %14,3; p=0,018 ve %53,8 vs. %14,3; p=0,046). Diffüz subendokardiyal LGE, KA ile güçlü ilişki gösterdi (%64,3 vs. %0; p<0,001). Non-amiloid grupta ise transmural (%84,6 vs. %21,4; p=0,002), yamalı/patchy (%61,5 vs. %7,1; p=0,004), mid-miyokardiyal (%76,9 vs. %14,3; p=0,002) ve subepikardiyal LGE paternleri (%84,6 vs. %0; p<0,001) daha sık görüldü. T2 mapping ile miyokardiyal ödem yalnızca non-amiloid grupta saptandı (%30,8 vs. %0; p=0,041).
Sonuç
KMR, KA’yı non-amiloid enflamatuvar ve fibrotik kardiyak hastalıklardan ayırt etmeye yardımcı olan belirgin ve tekrarlanabilir görüntüleme paternleri ortaya koymaktadır. Patern temelli KMR değerlendirmesi, küçük ve gerçek yaşam kohortlarında dahi tanısal güveni artırabilir ve hastalığa özgü klinik yönetimi destekleyebilir.


