Özet
Amaç
Sistemik lupus eritematozus (SLE) mortalitesi, hastalık aktivitesi, organ tutulumu ve tedaviye bağlı komplikasyonlar arasındaki karmaşık etkileşimi yansıtır. Bu çalışma, 20 yıllık hasta dahil edilme dönemi boyunca değişken bireysel takip süreleri olan bir üçüncü basamak SLE kohortunda, demografik, klinik ve laboratuvar parametrelerinin sağkalım üzerine etkilerini değerlendirmeyi ve mortalitenin bağımsız prediktörlerini belirlemeyi amaçladı.
Yöntem
2005-2025 yılları arasında üçüncü basamak bir üniversite hastanesinde izlenen ve Amerikan Romatoloji Derneği/Avrupa Romatoloji Dernekleri Birliği sınıflama kriterlerini karşılayan 184 SLE hastası retrospektif olarak analiz edildi. Klinik bulgular, başlangıç laboratuvar parametreleri ve sağkalım sonuçları kaydedildi. Takip süreleri, simetrik olmayan dağılımları nedeniyle medyan (çeyrekler arası aralık) ile raporlandı. Mortalitenin bağımsız prediktörleri, tek değişkenli ve çok değişkenli Cox orantılı risk regresyon analizleri ile değerlendirildi.
Bulgular
Kohortun ortalama yaşı 36,0±12,8 yıl ve hastaların %92,9’u kadındı. Yirmi yıllık hasta dahil edilme döneminde 20 hasta (%10,9) hayatını kaybetti. Medyan takip süresi, ölen hastalarda sağ kalanlara göre anlamlı olarak daha kısaydı [3,0 (1,0-7,0) vs. 32,0 (12,0-64,0) ay, p<0,001] ve ağırlıklı olarak erken mortaliteyi gösteriyordu. Ölümün başlıca nedeni enfeksiyon/sepsis (%50,0) idi; trombotik/antifosfolipid sendromu ilişkili olaylar da önemli oranda yer almakta olup, antifosfolipid antikoru profilleri sistematik olarak mevcut değildi. Çok değişkenli analizde, yoğun bakım ünitesine kabul [tehlike oranı (HR): 11,4, p<0,001], yüksek başlangıç C-reaktif protein düzeyleri (HR: 1,02, 1 mg/L artış başına, p=0,04) ve düşük serum albümin düzeyleri (HR: 0,31, 1 g/dL artış başına, p=0,008) mortalite riskini bağımsız olarak artıran faktörler olarak saptandı. Pulse steroid tedavisi sağkalım ile ilişkili bulundu (HR: 0,38, p=0,033); nedensellik çıkarılamaz. İlginç bir şekilde, lupus nefriti varlığı mortalitenin azalmasıyla ilişkiliydi (HR: 0,09, p=0,035); bu durum muhtemelen bu alt grupta daha yoğun izlem ve tedavi uygulanmasıyla ilgilidir.
Sonuç
Bu kohortta mortalite, kronik organ hasarından ziyade akut enflamatuvar yük ve kritik bakım gereksinimi tarafından yönlendirilmektedir. “Nefrit paradoksu”, doğrudan koruyucu bir etki yerine proaktif yönetimle ilişkili gibi görünmektedir. Bulgular, sepsis gibi akut, renal dışı komplikasyonları azaltmak için erken risk stratifikasyonunun önemini vurgulamaktadır.


