Özet
Amaç
Spondiloartrit (SpA) hastalarında tanı gecikmesinin belirleyicilerini; demografik özellikler, klinik alt fenotipler ve kas-iskelet dışı tutulumların (EMM’lerin) arasındaki karmaşık etkileşime odaklanarak incelemektir.
Yöntem
Bu retrospektif kohort çalışmasına, Assessment of SpondyloArthritis International Society kriterlerine göre SpA tanısı almış, 289 aksiyel SpA (%70,6 radyografik, %29,4 non-radyografik), 82 periferik SpA, 12 psöriyatik artrit ve 24 enteropatik artrit fenotipinden oluşan toplam 371 hasta dahil edilmiştir. Demografik veriler, EMM varlığı (uveit, psöriyazis, enflamatuvar barsak hastalığı) ve hastalık aktivite parametreleri kaydedilmiştir. Tanı gecikmesi, semptomların başlaması ile resmi tanı konulması arasındaki süre olarak tanımlanmış; uzamış tanı süresi, kohortun medyan gecikme süresi temel alınarak >3 yıl olarak kategorize edilmiştir. Bağımsız öngördürücüleri belirlemek amacıyla regresyon analizleri uygulanmıştır.
Bulgular
Medyan tanısal gecikme süresi 3,0 yıl olarak saptanmıştır. Çok değişkenli (multivaryant) modelde, semptom başlangıcında genç yaşta olmanın, uzamış tanı gecikmesinin güçlü bir bağımsız öngördürücüsü olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Ayrıca, kadın cinsiyeti uzamış gecikme riski ile anlamlı ve bağımsız bir şekilde ilişkili bulunmuştur (düzeltilmiş olasılık oranı: 1,723, %95 güven aralığı: 1,075-2,761, p=0,024). Aksine, konsolide periferik SpA alt fenotipinin tanı süresini anlamlı derecede kısalttığı görülmüştür (p<0,05). Dikkat çekici bir şekilde, spesifik EMM’lerin (uveit, psöriyazis, enflamatuvar barsak hastalığı) bireysel varlığının veya vücut kitle indeksinin tanı sürecini bağımsız olarak hızlandırmadığı veya tanı takvimi üzerinde anlamlı bir etki göstermediği belirlenmiştir.
Sonuç
Bulgularımız, erken yaşta başlayan hastalığın ve kadın cinsiyetinin SpA’da zamanında tanı konulmasının önündeki temel klinik engeller olduğunu; konsolide periferik alt fenotipin ise klinik tanınmayı anlamlı derecede hızlandırdığını göstermektedir. Paradoksik olarak, spesifik EMM’lerin varlığı bu süreci hızlandırmada belirgin bir tanısal avantaj sağlamamakta; bu durum, birinci basamak sağlık hizmetlerinde çok yönlü tarama stratejilerine ve klinik şüphenin artırılmasına duyulan acil ihtiyacı vurgulamaktadır.


